basketballworld
BASKETBOL RESİMLERİ, VİDEOLARI,BİYOGRAFİLERİ,ARADIGINIZ HERSEY,BASKETBALLWORLD
basketbol nba

Vince Carter biyografisi

Full Name: Vincent Lamar Carter
Height: 6' 6"
Weight: 225 lbs.
Position: Guard/Forward
Birth Place: Daytona Beach, Florida
Birthday: Ocak 26, 1977
College: North Carolina '99
NBA Team: New Jersey Nets
KONSER SALONUNDAN BASKETBOL ARENASINA
Vince Carter, 26 Ocak 1977’de Florida Daytona Beach’de dogdu. 9 yasindayken katildigi 12 yas alti eyalet turnuvasinda kisa boyuna ve küçük yasina ragmen dikkatleri üzerine çeken Carter, 13 yasindayken de ilk smacini yapiyordu. Fakat baba Harry’nin Volusia’da bando ve orkestra direktörü olmasi Carter’i da müzige itti. 7 farkli enstrümanla ilgilenen Carter, 1995 yilinda Mainland Lisesini bitirdiginde basketbol ve voleybolculugunun yaninda, davul ve saksafon çalarken, okul orkestrasinda bariton solistlikte yapiyordu. Ama Carter, basketbol sahasinda bir maçta 47 sayi baska bir maçta da 17 blok rakamlarini erisip, okulunu da 36 maçta 34 galibiyet ile eyalet sampiyonu yapinca tercihini basketbolden yana kullandi. (Tabi 1981 Drafti ile NBA’e seçilen amcasi Oliver Lee’nin de Carter’in basketbolcü olmasinda büyük katkilari vardi.) Carter, lise’deki son yilinda forvet mevkiinde, Ron Mercer ve Shareef Abdul-Rahim’in ardindan Amerikanin en iyi lise oyuncularindan biri olarak gösterildi ve yilin en iyi ikinci besine seçildi. 1995 yazinda üniversite tercihini, iki yildiz oyuncusu Jerry Stackhouse ve Rasheed Wallace’i NBA’e kaptiran ve yeni bir takim kurmayi amaçlayan ülkenin en iyi basketbol programlarindan ve coachlarindan (Dean Smith) birine sahip North Carolina’dan yana kullandi. Iki yildizini kaybeden UNC üniversitesi yeni iki rookie oyuncu Vince Carter ve Antawn Jamison ile lige basladi. Guard’lar Jeff McInnis ve Dante Calabria, pivot Serge Zwikker ile birlikte iyi bir uyum yakalayan bu genç oyunculardan Carter, ilk yilinda 31 maçta forma giydi. Ilk yilinda hem guard hem de kisa forvet pozisyonlarinda oynayan Carter, 19 kere ilk 5’te sahaya çikarken, 10 maçta skorda çift haneli sayiya ulasti. Fakat maç basina sadece 18 dakika oyunda kalabildi ve 7.5 sayi, 3.8 ribaund, 1.3 asist ortalamalari ile ilk senesini tamamladi. Ayni yil, USA Junior Basketbol takiminin bir üyesi olarak, Atina’da düzenlenen dünya sampiyonasinda 7. olan takimda 8 maçta, 48 sayi, 32 ribaund, 11 asist ve 9 top çalma üreten Carter, tüm sezon boyunca açik sahada fast break organizasyonlarinda Tar Heel seyircilerine inanilmaz hava hareketleri seyrettirmeyi basardi.
Üniversitedeki ilk senesinde muhtesem smaçlari ile büyük bir hayran kitlesi yaratan Carter, ikinci sezonunda büyük gelisme gösterdi. 1995-96 sezonunun ardindan NBA’e gitmeyi tercih eden McInnis’in (Denver tarafindan 2. tur 37. sirada draft edildi.) takimdan ayrilmasi, coach Smith’in Carter’in oyunda kaldigi süreyi maç basina 28 dakikaya çikarmasina neden oldu. Bu firsati iyi degerlendiren Carter 13.0 sayi, 4.5 ribaund, 2.4 asist ve 1.4 top çalma ortalamalari ile NCAA’ler deki 2. sezonu tamamladi. Playofflar da, çeyrek finalde Lousville maçinda 18 sayi üreterek, 15 sayi ile oynayan Jamison ile birlikte UNC’yi 14. defa Final Four’a sokmayi basaran Carter, yari finalde Arizona potasina 8 sayisi smaçtan olmak üzere 21 sayi gönderse de 66-58’lik yenilgiyi önleyemedi. Ayni yil NBA’de slam dunk sampiyonluguna ulasan Kobe Bryant’in yarisma içerisinde yaptigi bir çok hareketi, NCAA’de maç içinde rakip oyuncularin savunmalarina karsi yapan Carter, oynadigi süre ile orantili olarak artan hava hareketleri ile sadece okulunun degil Amerikanin ve dünyanin hayranlikla seyrettigi bir oyuncu olmustu. Ama o sadece ziplama kabiliyeti ile anilmak istemiyordu. Chicago sehrinin yetistirdigi en büyük smaç makinesi Ronnie Fields, gibi sadece smaçlari ile taninmak ve NBA’e gidemeyip CBA’de veya diger küçük liglerde kaybolup gitmek istemiyordu. Bu sebeple de 2. senesinin yazini bol bol sut idami yaparak geçirdi. 1997-98 sezonunda basari grafigini yükseltmeye devam eden Carter, %59 saha içi, %41 üç sayi yüzdeleri ile 15.6 sayi, 5.1 ribaund, 2.0 asist ortalamalariyla 3. yilini tamamladi ve John Wooden All-Amerika takimina seçildi. Ayrica normal sezonun ardindan stres dolu NCAA Turnuvasinda da harika maçlar çikardi. Ilk turda Navy’e 14 sayi, ikinci turda UNC Charlotte’a 24 sayi, 7 ribaund, sweet-16’da Michigan State’e 20 sayi, 10 ribaund, elite-8’de Conneticut’a 12 sayi atan Carter, UNC’yi ard arda 2.defa final four’a tasiyan oyuncularin basindaydi. Final Four maçinda Utah Üniversitesi karsisinda, sezonun en degerli oyuncusu seçilen takim arkadasi Jamison’dan daha basarili olan Carter, 65-59’luk yenilgiye mani olamadi. Üniversite kariyerindeki son maçinda sahanin en skorer oyuncusu olan Carter 21 sayi, 5 ribaund ve 3 blok ile NCAA kariyerine noktayi koydu. 1997-98 NCAA sezonunun ardindan Maryland coach’u Gary Williams, Carter için “en iyi takim oyunu oynayan yildiz oyuncu” nitelemesini yapiyordu. Carter, NCAA Turnuvasinda oldukça basarili olup bir çok NBA menajerinin dikkatini çekince 4. seneyi beklemeden profesyonel olmaya karar verdi. Aslinda 3 yildir oynadigi oyunla bir çok menajer onu draftta seçilecek oyuncular arasina koymustu ama Final Four’daki oyunu degerini daha da arttirdi. Birde NBA’de seyirci sayisinin düsmesi, Michael Jordan’in basketbolü biraktiktan sonra yerine geçecek spektaküler ve örnek -üniversite tahsili almis, adi kavga, hirsizlik ve adi suçlara karismamis- bir oyuncunun NBA tarafindan hala lanse edilememesi, (Grant Hill, bu örnek oyuncularin basindayken sakatliklar sebebi ile beklentileri ne yazik ki karsilayamadi.) Carter’in yolunu biraz daha aralamisti. Evet Carter, 3 yil boyunca 103 maçta formasini giydigi ve 12.3 sayi, 5.1 ribaund, 2.0 asist, 1.1 top çalma, 0.8 blok ortalamalari ile oynadigi North Carolina Üniversitesine veda ederek 1998 NBA Draftina katildi.
1998 NBA Draftinda 5. sirada Golden State tarafindan seçilen Carter, ayni gece 4. sirada Toronto tarafindan draft edilen takim arkadasi Jamison’a karsilik Raptors’in yolunu tutuyordu. Fakat NBA komisyonu ile Oyuncular Komitesinin 1997-98 sezonun hemen ardindan anlasmazliga düsmesi ile ortaya çikan lokavt, Carter’in NBA liginde oynayacagi ilk sezonu tehlikeye soktu. Önce sezon öncesi hazirlik kamplari iptal edildi, ardindan da Kasim’in basinda start alacagi belirtilen lig durduruldu. Iki taraf arasindaki anlasma ancak Ocak ayinin sonunda saglanabildi. (Hatirlarsaniz Yunanistan’da, 1998 Temmuz Ayinda düzenlenen dünya sampiyonasina da NBA oyunculari istirak etmemis ve Amerika Milli Takimi ancak 3. sirayi alabilmisti.) Ama Carter bu bosluktan istifade edip özel antrenörler esliginde bol bol çalisti ve 5 Subat 1999 günü Boston Celtics takimina karsi ilk NBA maçina çikti. Maça ilk 5 baslayan Carter, ilk periyodunun 4 dakikasinda bir jump shot ile NBA kariyerinin ilk sayisini kaydetti. Ikinci periyodun 6 dakikasinda ise ilk muhtesem turnikelerinden birine imzayi atiyordu. Ama beklenen hareketi maçin son periyoduna saklamisti. Maçin bitimine 5:33 kala Charles Oakley’in pasi ile jeneriklere geçecek ilk smacini Paul Pierce’in üzerinden yaparken, Boston seyircisi bile bu hareketi ayakta alkisliyordu. Bu ilk maçta 30 dakika oyunda kalip 16 sayi, 3 ribaund, 2 asist ve 2 top çalma üreten Carter takimina 103-92’lik galibiyeti getiriyordu. Iki deplasman maçindan sonra sezonun 3. maçinda Toronto seyircisinin önünde çikan Carter, 5’i ikinci yarida olmak üzere 6 smaç ile tam bir show gerçeklestirirken maçi da 22 sayi ile tamamladi. Ligin 7. maçinda (yeni salonlari Air Canada’nin açilis maçi) ise 4’ü ikinci periyotta olmak üzere 5 smaç ile Vancouver’a karsi 27 sayi atmayi basardi. 25 Mart’ta Houston karsisinda 32 sayi ile ilk sezonunun en yüksek skoruna ulasan Carter, Mart ve Nisan’da ayin en iyi rookie oyuncusu, 22 Mart’ta da haftanin oyuncusu seçildi. Regular sezonda 50 maçin 49’unda sahaya ilk 5’te çikarken, 3 kez 30 sayi, 23 kez 20 sayi barajini geçmeyi basardi. Ayrica 6 kere de double-double yapti. Toronto 23 galibiyet, 27 maglubiyet ile %46’lik kazanma orani ile bir takim rekoru kirarken ne yazik ki playoff’lara kalamadi.
Evet, Carter ilk senesinde jeneriklere geçen bir çok harekete imzasini atarken, maç basina ortalama 35 dakika oyunda kalarak 18.3 sayi, 5.7 ribaund, 3.0 asist, 1.54 blok ve 1.1 top çalma ortalamalari ile çaylaklar arasinda sayida ve blokta ilk sirayi alirken, sezonun en iyi rookie oyuncusu ödülüne de 118 oydan 113’ünü -hem de üniversite de hep gölgesinde kaldigi takim arkadasi Jamison’in önünde- alarak ulasti. Carter bir çok inanilmaz hava hareketi ile NBA Action’larin vazgeçilmez oyuncusu olmus, NBA’de aradigi kani bulmustu. Lokavt sirasinda iade edilen sezonluk biletler, Toronto’nun salonu Air Canada’da neredeyse yok satarken, deplasman maçlarinda da Carter’i izlemeye gelen seyirciler sayesinde NBA’in izlenme orani artiyordu.
Carter 1999-00 sezonuna firtina gibi girdi. Ilk 8 maçta 25.7 sayi ortalamasini tutturdu. Sezonun 10. maçinda sampiyonluk adaylarindan Lakers’i deplasmanda 111-102 yendikleri maçta 34 sayi, 11 ribaund, 4 asist ile bir kez daha NBA seyircilerinin hayranligini kazandi. Genelde Toronto’nun maçlarini hiç yayinlamayan ulusal kanallar, artik gelen yogun istekleri karsilayabilmek için Carter’in maçlarini yayinlamaya baslamislardi. 14 Ocak’ta 115-110 galip geldikleri Milwaukee maçinda 47 sayi ile ilk defa 40 sayi barajini geçen Carter, 13 Subat’ta ki All-Star maçina kadar oynanan 47 maçta 24.5 sayi ortalamasini tutturdu. Oakland’da düzenlenecek All-Star maçi seçimlerinde bütün NBA yildizlarini geçerek en fazla oyu alan Carter, maçtan bir gün evvel düzenlenen slam dunk yarismasinda da finalde kuzeni Tracy McGrady ve Steve Francis’i geçerek sampiyonluga ulasti. Ilk All-Star maçinda sahaya ilk 5’te çikan Carter, smaç sampiyonasindan enstantaneler sundugu maçta 28 dakika oyunda kaldi ve 12 sayi üretti. All-Star maçindan tam 2 hafta sonra 27 Subat’ta Phoenix’te 103-102 galip geldikleri maçta, 51 sayi ile kariyer rekorunu kirdi. Regular sezonda 25 kere 30 sayi, 63 kere de 20 sayi barajini geçti ve hiç bir maçta 10 sayinin altina düsmedi. Ayrica 9 kere double-double ve 10 Nisan’da Cleveland’a karsi 14 sayi, 11 ribaund ve 10 assist ile ilk triple-double’ini yapti. Sezon sonunda ortalama 38 dakika sahada kalarak çogu maçta hücum da sürükledigi takiminda, %46.5 saha içi, % 40 üç sayi yüzdeleri ile 25.7 sayi, 5.8 ribaund, 3.9 asist, 1.34 top çalma ve 1.12 blok ortalamalarini tutturdu. Bu basarili 82 maçlik regular sezon sonunda, Toronto 45 galibiyet 27 yenilgi ile Dogu Konferansinda 6. sirayi alip, play-off’lara kaliyordu. NBA kariyerinde ki ilk playoff maçini 23 Nisan’da New York’a karsi Madison Square Garden’da oynayan Carter 92-88 kaybettikleri maçta, 16 sayi ve 6 asist üretti. 2. maçta 27 sayi, 7 ribaund, 5 asist’lik performansi 84-83’lük yenilgiyi önleyemezken, Toronto’da oynanan 3. maçta 15 sayi, 8 asist ve 7 ribaund’a ragmen 87-80’lik skorla sezona ilk turda veda etti. Carter, basariya doyamadigi 2000 yilinin yazinda, Sidney’de Dream Team IV ile Olimpiyat Altin madalyasini boynuna takti. Shaq, Kobe, Duncan ve Iverson’dan yoksun bir kadro ile mücadele eden Amerika’nin 8 maç sonunda 118 sayi ile en skorer oyuncusu olan Carter, yari finalde zar zor 85-83 yendikleri Litvanya maçinda 18 sayi ile en skorer oyuncu oldu. Fransa maçinda Frederic Weis’in üzerinden yaptigi smaç ise aylarca konusuldu. Bir çok NBA yazari tarafindan gelmis geçmis en güzel basket olarak degerlendirilen bu smaçin yani sira bir çok muhtesem harekete de imza atan Carter, bu turnuva sayesinde tüm dünya tarafindan taninmaya basladi.
Geçen sezon artan tecrübesi ile Toronto takimini regular sezonda bir klüp rekoru olan 47 galibiyete tasiyan Carter, maç basina 39 dakika oyunda kalarak %46 saha içi, %43 üç sayi yüzdeleri ile 27.5 sayi (lig 5.si), 5.3 ribaund, 3.9 asist, 1.54 top çalma ve 0.85 blok ortalamalari ile tamamladi. Bu ortalamalarla ligin en iyi ikinci takimina seçilen Carter, bir kez daha All-Star oylamasinda en fazla oyu alarak Washington’daki maçta Dogu takiminin ilk 5 inde yer aldi. Maçi 16 sayi ile Iverson ve Bryant’tan sonra en skorer oyuncu olarak tamamlayan Carter, sezon için de 4 kere 40, 31 kere de 30 sayi barajini geçerken, 18 Kasim’da Milwaukee maçinda 48 sayi ile sezonda kendisinin en yüksek skoruna ulasti. Play Off’lar da ilk turda New York’a karsi 5 maçta 22.8 sayi, 7.2 ribaund ortalamalari ile oynarken son 2 maçta muhtesem oyunu ile ilk defa tur atlama sevincini yasadi. Dogu Yari Finalinde rakip Iverson’li Philadelphia’ydi. Seri Iverson ile Carter’in düellosu seklinde geçerken, 1. maçta 35, 3. maçta 50 (13/9 üçlük), 6. maçta ise 39 sayi üretti. Fakat son maçta 20 sayi, 9 asist, 7 ribaund, 3 top çalma, 2 blogu galibiyete yetmedi ve Toronto 2001 NBA ligine Dogu Yari Finalinde elveda dedi. Gösterdigi performans ile bir çok eski NBA oyuncusu ile karsilastirilmaya baslanan Carter, ligin genç yildiz oyuncularindan biri olmustu. Agustos Ayinda 6 yilligina 94 milyon $’a takimi ile tekrardan anlasan Carter, Hakeem Olajuwan’in takima katilmasi ile bir yil evvelki basariyi tekrarlayacaklarini ve hatta geçebileceklerini söylüyordu.
Bu sezon Carter için çok iyi baslamadi. Ilk maçta Orlando karsisinda 11/2 saha içi, 3/0 üçlük ve 7/7 faul ile sadece 11 sayi üretti ve 114-85’lik farkli maglubiyeti önleyemedi. Daha sezonun ilk maçi Carter’in artik siki savunmalarla karsilasacaginin bir belirtisiydi. Gerçekten’de su ana kadar oynanan 43 maçta eski sezonlara göre daha siki savunulan Carter, düsen sut yüzdesine ragmen, artan asist ortalamasi ile takimina 25 galibiyet getirmeyi basardi. 10 Kasim’da Utah’da 14/8 üçlük ile 43 sayi üreten Carter, 7 ve 9 Aralikta ard arda Denver ve Phoenix maçlarinda 42 sayi ile oynadi. Su anda 25.6 ile sayi kralliginda 5. sirada bulunan Carter, 10 Subat’ta Philadelphia’da düzenlenecek All-Star maçi oylamasinda da 1.287.003 oyla bir kez daha ilk sirayi aldi. Michael Jordan, NBA ligine geri döndü. Ama ne yazik ki eski hava hareketleri ile degil. Fakat Jordan’in eski muhtesem smaçlarinin, inanilmaz turnikelerinin, yakini ve belki de daha muhtesemleri, Toronto’nun 15 numarali oyuncusu Vince Lamar Carter ile devam etmekte. Bryant, Iverson, Duncan, Pierce, Garnett, gibi ligin yeni nesil oyuncularinin en basarilisi, henüz sampiyonluk veya bir MVP ödülü almamasindan dolayi belki Carter degil ama, kim ne derse desin ligin en spektaküler, en ilgi çeken ve en çok izlemekten zevk alinan oyuncusu Vince Carter. Yakin gelecekte takima katilacak tecrübeli (ama, Hakeem Olajuwan gibi -eskiden ne kadar basarili olursa olsun- kariyerinin son yillarini yasayan bir oyuncu degil) ve daha yetenekli 1-2 oyuncu ile Toronto, NBA Finaline ulasirsa bunda en büyük pay da Carter’in olacaktir. O da böylelikle gerekli ödüllere ve hatta NBA Sampiyonluk yüzügüne ulasabilir. Ayni Jordan’in ligde ilk 6 yil bekledikten sonra Pippen, Grant gibi oyuncularla sampiyonluga ulastigi gibi
dwyane wade

nba'nin point guart sıralaması 2008
Phoenix Suns'dan 2 MVP tacı olan Steve Nash'in zirve de olduğu sıralamada TO-10'da Jason Kidd, Chauncey Billups, Deron Williams gibi isimlerde var.
İşte NBA Point Guard Sıralaması TOP-10 ve tüm liste;
1. Steve Nash, Phoenix
2. Jason Kidd, New Jersey
3. Tony Parker, San Antonio
4. Baron Davis, Golden State
5. Gilbert Arenas, Washington
6. Chauncey Billups, Detroit
7. Deron Williams, Utah
8. Allen Iverson, Denver
9. Chris Paul, New Orleans
10. Kirk Hinrich, Chicago
------------------------------------
11. Andre Miller, Philadelphia
12. Jason Terry, Dallas
13. Leandro Barbosa, Phoenix
14. Stephon Marbury, New York
15. Mike Bibby, Sacramento
16. Devin Harris, Dallas
17. Raymond Felton, Charlotte
18. Mo Williams, Milwaukee
19. Larry Hughes, Cleveland
20. Randy Foye, Minnesota
Stephon Xavier Marbury biyografisi
|
|
Adı: Stephon Xavier Marbury |
|
varlık olmuş. Ailenin en büyük çocuğu olan ve Marbury’ye adının verilmesinde önemli bir etken olan kız kardeşi Stephanie de aileyi anneyle birlikte ayakta tutmuş. Tabi bu 7 çocuklu ailenin yaşadığı yerin New York, Brooklyn’in çetelerle dolu, olaysız bir akşam geçmeyen, Coney Island bölümü olduğunu unutmayalım. Marbury’nin kendisinden büyük 3 abisi vardı ve üçü de basketbolcuydu. Hepsi NCAA seviyesine bile ulaşamadan basketbolu bıraktı. Gerek uyuşturucu gerekse sakatlıklar iki kardeşi etkilemiş ve kariyerleri çok kısa sürmüştü. Ancak Marbury farklıydı. Daha 3 yaşında basket topuyla tanışan Stephon, 6 yaşında çoğumuzun şu anda bile yapamadığı bir şeyi yapıyor, her iki eliyle de şut atabiliyor ve dripling yapabiliyordu. Yapılan bir röportajda “Her insanın unutamadığı ve çok sevdiği bir çocukluk arkadaşı olmuştur. Ancak eminim ki hiçbiri o insana benim çocukluk arkadaşımın bana yaptığı kadar büyük katkı yapmamıştır” diyen Marbury’nin bahsettiği çocukluk arkadaşı ise bir basketbol topu. Basketbola bu derece sevdalı olan Marbury’nin daha o yaşlarda yaşıtları arasında ortaya çıkan diğer bir özelliği ise hızıydı. İlkokulda yapılan atletizm yarışmalarında hep birinci olan Marbury’nin bu hızı ileride ona çok büyük yarar sağlayacaktı.
“Her insanın unutamadığı ve çok sevdiği bir çocukluk arkadaşı olmuştur. Ancak eminim ki hiçbiri o insana, benim çocukluk arkadaşımın (basketbol topu) bana yaptığı kadar büyük katkı yapmamıştır” Stephon Marbury |
|
|
|
|
|
Yeni Yuva Minnesota |
dirk nowitzki biyografisi
|
|
1930’lara doğru zamanda bir yolculuk yapıyoruz; Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi dünya siyaset tarihinin o güne kadar şahit olmadığı propaganda faaliyetleriyle iktidarı ele geçirmiş durumda. Tereyağı fabrikaları silah atölyelerine çevrilmiş; güçlenen III.Reich, Versailles’ı yırtıp atarak Hitler’in meşhur “lebensraum” yani Alman ırkı için Doğu’da hayat sahası yaratma projesiyle II.Dünya Savaşı’nı başlatmış ve Alman orduları yıldırım savaşlarıyla Avrupa’da hızla ilerlemekte. Müttefik ordularını gafil avlayan bu savaş tarzının en önemli parçası ise müttefik kuvvetlerin tanklarına göre çok daha uzun mesafeli atışlar yapabilen, çok daha hızlı, çevik ve üstüne üstlük daha güçlü olan Alman panzerleriydi!! Bugün yine bir “Alman yapımı” ortalığın tozunu atıyor. Tıpkı bir panzer gibi rakiplerini uzaktan yaptığı bombardımanlarla etkisiz hale getiriyor. |
|
Alman Panzerleri deyimi yukarıdaki hikayeden gelmekte. Bir başka Alman panzeri ise, kuvvetinin yanında hızlı çevik ve yine bir panzer gibi neredeyse durdurulması imkansız: Onun adı Dirk Nowitzki!! Dirk Werner Nowitzki, 19 Haziran 1978 Wurzburg-Almanya’da dünyaya geldi. Dirk’ün annesi Helen Alman milli takımına kadar yükselmiş bir basketbolcu, babası Joerg ise profesyonel bir hentbol oyuncusuydu. Herhalde Nowitzki’nin spora olan yatkınlığını biraz da genlere bağlarsak çok da yanılmış olmayız. Dirk’ün ailesiyle yaptığı küçük basketbol maçları zamanla bir tutkuya dönüştü. Nowitzki neredeyse kendisine işkence edercesine durmadan basketbol çalışıyordu. Ama limitlerini ne kadar zorlarsa zorlasın kendisine ilham veren bir isim vardı. Her akşam başarabileceğini düşünerek, bir gün onun gibi olabileceğini hayal ederek uykuya dalıyordu. Kim olduğunu merak ettiğiniz bu oyuncu çoğunuzun tahminlerimizin aksine ne Magic Johnson ne Larry Bird ne de Michael Jordan’dı. Dirk gençliğinde tam anlamıyla bir Pippen hayranına dönüşmüştü: “Almanya’da neredeyse haftada iki kez Bulls maçlarını gösterirlerdi. Ben de bu maçları sürekli izlerdim. İşte o zamanlarda Scottie’nin oyununa aşık oldum. Basketbolu o kadar zarif oynuyordu ki. Hareketleri, post’ta yaptıkları, mükemmel savunması ve ne zaman isterse dilediği yerden şut atabilmesi büyüleyiciydi.
|
|
|
ben wallece biyografisi
|
|
Adı: Ben Wallace |
|
Küçüklüğünde babası ve kardeşleri ile sık sık balığa, yüzmeye ve ava gider, her normal çocuk gibi atarisinin başından kalkamazdı. Ama onu yaşıtlarından ayıran bazı özellikleri de vardı. Küçük Ben fazlasıyla güçlü bir vücuda sahiptir ve hemen hemen tüm spor branşlarını son derece iyi bir şekilde yapmaya yatkındır. Hayatı boyunca da bu fiziksel üstünlüğünün avantajlarını sonuna kadar kullanır. Wallace lisedeyken hem Amerikan futboluna hem beyzbolla hem de basketbola ilgi duymaktadır. Bu üç sporda da o kadar başarılıdır ki her birinde eyalet karmasına seçilir. Aslında insanlar Wallece cüssesinde birisini gördükleri zaman onun hantal biri olduğunu düşünebilirler. Rakipleri de onu basketbol sahasında ilk gördüklerinde onun hantal ve sadece rakiplerini ite kaka yakınına düşen ribaundları alabilecek bir uzun olduğunu düşünmüşler. Bu konuda eski Pistons yıldızı, günümüzün Tv yorumcusu Bill Laimbeer’ın söyleyecek bir iki lafı var: “Wallace, ribaundlarla ilgili eski yargıların geçersiz olduğunu hepimize kanıtladı. Her zaman ribaund almanın sıçramaktan çok yer tutma ile ilgili olduğunu söylerlerdi. Ama Ben, ribaundlarını insanları potadan uzak tutarak aldığı kadar onlardan daha yükseğe sıçrayarak da alıyor. İnanılmaz bir sıçrama yeteneğine sahip olduğu kadar çok da çabuk. Bana fazlasıyla Dennis’i hatırlatıyor. Belki de Dennis’ten sonra gördüğüm bire birde en etkili savunmacı. Ama sanıyorum ki Ben kendini geliştirmeye devam edecektir çünkü gerçekten All-Star seviyesinde bir oyuncu olması için ne yapması gerektiğini biliyor. Maç başına aldığı 12-13 ribaund’un ve yaptığı 3-4 bloğun yanına en azından 10-12 sayıyı da eklemesi gerekli.” Yukarıda bahsi geçen fiziksel yetenekleri az kalsın onu bir Amerikan futbolu yıldızı yapacaktı. Lise takımında gösterdiği performans üniversitelerin ilgisini çeker. Auburn Üniversitesi ona burs teklif eder. Wallace okul yetkilileri ile yaptığı konuşmalarda hem basketbol hem de futbolu kastederek ikisinde de aynı anda oynayıp oynayamayacağını sorar. Onlardan aldığı olumlu cevap karşısında tereddütsüz okula katılım için gerekli kağıda imza atarak üniversiteye gönderir. Okulun yolunu tutarken hem basketbol hem de futbolda yıldızlaştığı günlerin hayalini kurmaktadır ama kampüse vardığı anda tüm hayalleri yıkılır. Okul yetkililerine basketboldan bahsettiği anda hepsi şaşırarak ona daha önce onunla hiç basketbol hakkında konuştuklarını hatırlamadıklarını, okulda basketbol oynamasının mümkün olmadığını onu futbol oynaması için aldıklarını söylerler. Anlaşmazlığın nedeni ise oldukça komiktir. Amerikan futbolunda bir takım oyuncularını iki farklı kadroya ayırır. Yeteneklerine göre defansif oyuncular ve ofansif oyuncular. Sahada top hakimiyeti kimdeyse ona göre bir takım sahaya sürülür. Wallace da telefonda “ikisini” de aynı anda oynayıp oynamayacağını sorduğunda okul yetkilileri onun hem hücum takımında hem de savunma takımında oynamak istediğini sanarak bunu sevinerek kabul etmiştir. Wallace o anki duygularını şöyle anlatır: “Bunları duyduğum zaman kulaklarıma inanamadım. Ben de oradan çekip gittim. Basketbola aşığım. Bu yüzden Amerikan futbolu ve basketbol arasında bir seçim yapmak zorunda kaldığım zaman hiç tereddütsüz basketbolu seçtim. Wallece, Auburn’ü terk ettiği zaman hayatı hakkında kurduğu gerçek anlamda hiçbir planı kalmamıştı. Ta ki bir basketbol kampında gelecekteki idolü Charles Oakley ile karşılaşana dek. |
|
|
|
|
|
BOY PROBLEMİ |

